CategoryTeknoloji

Teknolojiyle ilgili yazacağımı söyledim ve yazıyorum da. Daha da yazacağım, sadece, belki haber değil.

Ah, Gutenberg!

WordPress 5.0 güncellemesiyle beraber getirilen Gutenberg yazı editörü her kullanıcı tarafından pek iyi karşılanmıyor. Benim de başıma sorun oluyor (özellikle şu sıralar). Bu yazımda Gutenberg’den bahsettim ve bu kısa yazının sonunda, Gutenberg’den nasıl kurtulacağınızla ilgili ufak bir tüyom var.

Blok düzeni (Gutenberg) cidden yazım konusunda kolaylık sağlıyor mu?

Kendi blogumda da Gutenberg’i kullanmaktayım ve daha öncesinde klasik editör ile yıllarımı harcadım. Yer yer eski editörü özlüyorum çünkü bu Gutenberg bazı günler başıma büyük sıkıntılar açabiliyor. Blok düzeni olarak da geçen Gutenberg, her bir enter ile yeni bir blok açıyor. Yazmaya devam ettiğinizde paragraf olarak kendisini ayarlıyor.

Dilerseniz öncesinde veya yazdıktan sonra bu bloğun türünü değiştirebiliyorsunuz, fakat her zaman umulduğu gibi gitmiyor işler.

Sitemde kullandığım Gutenberg arayüzünün boş hali. Çok fazla… beyaz.

Deneyimim

Kullandığım sürece bazı ufak çaplı sıkıntılar farkettim. En basit örneği kopyalamayla ilgili problemler. Yazımın bir kopyasını ayrı bir yere almak istediğimde sürekli wordpress–xyz tarzı tagler ile karşılaşıyorum.

Bu da yetmezmiş gibi (bazı durumlarda) hepsini seçmek için CTRL + A kullanmak fayda sağlamıyor, yazıyı mouse ile kaydırarak seçmek zorunda kalıyorum.

Daha ilginç olanı ise seçim yapmak artık daha zor geliyor, çünkü bir bloğu seçmek istediğimde de (bu yazıyı yazarken oldu) hepsini seçmeye başladı.

Bunun haricinde bir diğer sıkıntı ise blok kaymaları. Blok kayması durumu genelde yazı ve başlıklar arasında gerçekleşiyor. Bir başlığın gerisinden enter ile blok eklediğinizde o başlık, sonraki bloğa bir metin olarak kayıyor. Sinir bozucu olabiliyor, özellikle geriye dönüp yazılarınızı sık düzenliyorsanız.

Bu Gutenberg’den nasıl kurtulurum?

Çözümsüz değil, WordPress Contributors tarafından geliştirilen Classic Editor eklentisi ile isterseniz ikisi arasında geçişli bir şekilde kullanabilir veya Gutenberg’ten komple kurtulabilirsiniz.

Eklenti kurulur kurulmaz default olarak Gutenberg’i klasik editör ile değiştirir. Dilerseniz eklenti ayarlarında geçişli bir şekilde kullanmak için bir seçenek de var. Eklenti hakkında detaylı bir yazı yazmayacağım, bu eklentiyi bulduğum İngilizce kaynağa sizi yönlendiriyorum.

Özel yazılım, Custom ROM

İlk akıllı telefonum içinde bir ton gereksiz uygulama (bloatware) yüklü olarak geliyordu, bu da zaten olan 256 MB hafızasını oldukça azaltıyordu. WhatsApp’tan başka uygulama yükleyemiyordum. En sonunda bu telefonu nasıl daha iyi yapabilirim diye araştırmaya başladım.

Google’da yaptığım birkaç araştırma sonrasında telefonuma CyanogenMod 7’yi kurmuştum. Asıl amacım sadece Turkcell uygulamalarından kurtulmaktı ama telefona daha fazla hakim olmak çok büyük bir ekstraydı. O zamandan bu yana akıllı cihazlarımda Custom ROM kullanmaktayım.

Nasıl? Getirisi ne?

Getirisi oldukça fazla diyebilirim. Geri dönüşüm için oldukça güzel bir yöntem. Eskimiş, güncelleme almayan cihazlarınıza yeniden hayat veriyor ve bazı durumlarda onları eskisinden daha iyi hale getiriyor.

Turkcell T20 kullandığım dönemde telefon oldukça doluydu. Telefona yüklediğim CyanogenMod sağolsun, telefon ömrünü doldurmuş olsa da yeniden hayat kazandı.

Kişiselleştirme; bir cihazı özgünleştirmek her zaman güzeldir. Custom ROM kurduğunuzda, cihazınızdaki stok yazılımın sunduğundan daha fazlasına erişim sağlarsınız. Temalar, renkler, genişlik (DPI, yazı vb.), özelleştirilebilecek HER ŞEY üzerinde hakimiyetiniz olabilir. Ekstra özellikler de cabası.

Şu sıralar telefonumda kullandığım LineageOS, DPI ayarını özgürce değiştirmeme olanak sağlıyor. Ekranda bir sayfada okuyabildiğim içerik daha fazla ve ekranı daha efektif kullanabiliyorum. Karanlık tema özelleştirmeleriyle gri değil, siyah bir temaya sahibim. Estetik açıdan daha hoş duruyor.

Bir bilgisayar gibi işlevsellik kazanan akıllı cihazlarımızın hızlı olması da önemli bir faktör haline geldi. Stok yazılımlar her zaman beklendiği gibi hızlı çalışmıyor, bunu özellikle bütçe cihazlarında ve eski telefonlarda görüyoruz. Custom ROM yardımıyla cihazınızı sadece hızlandırmakla kalmaz, sınırlarını bile aşabilirsiniz.

Bir dönem kullandığım Samsung Galaxy Ace 2’de bulunan arayüz çok ağırdı, kullanılacak gibi değildi. Custom ROM ile beraber cihaz kendi potansiyelini üçe katladı.

Dikkat edilmesi gerekenler

Her cihazın yazılımı ve donanımı farklıdır, bu yüzden cihazınızın modeline göre araştırma yapmanız gerekir. Başka bir modele ait ya da bozuk bir yazılımı kurmaya çalışmanız durumunda cihazınız brick olabilir, yani yazılımı çökebilir. Eğer bir Custom ROM kurma planınız varsa mutlaka dikkat edin ve her ihtimale karşı veri yedeğinizi alın.

Eski telefonuma bir hata sonucu başka bir telefon modelinin yazılımını kurmaya çalıştım ve telefonumun brick olmasına sebep oldum. Telefonun serviste özel araçlarla stok yazlımının yeniden yüklenmesi gerekti.

Custom ROM’lar üçüncü kişiler tarafından hazırlanmaktadır. Cihaz yazılımını değiştirmek cihazınızın garanti kapsamı dışına çıkmasına sebep olur. Custom ROM’ların bazıları hala test aşamasında olduğundan, cihazınızın bazı özellikleri düzgün çalışmayabilir. Tavsiyem, yazılımı kurmadan önce kullanıcı yorumlarını okumanız.

XDA Developers bir geliştirici topluluğu olup, çeşitli geliştiriciler tarafından desteklenmektedir. Burada telefonunuz için Custom ROM’ları araştırabilir ve kullanıcı yorumlarını okuyarak, neyle karşı karşıya kalacağınız hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Bir Custom ROM kullanıcısı olarak bu özel yazılımlardan oldukça memnunum. Bana telefonumu istediğim gibi kontrol etme şansı sunuyorlar. Eğer bu konuyla ilgili desteğe ihtiyacınız olursa bana Instagram ve Twitter hesaplarımdan ulaşabilir, yorumlarda yazabilirsiniz.

Akıllı telefon tercihleri

Akıllı telefonlar ile son 4-5 senedir yakından ilgiliyim ve deneme-yanılma yoluyla çok şey keşfettim. Araştırmalar yaptım, haberler okudum. Telefonuma custom romlar kurup keşfettim. Bunlar başka yazının konusu, bizim konuşacağımız konu ise akıllı telefonun kendisi.

Bu yazı aslında hem deneyim, hem teknoloji kapsamında. Yine de bu bir teknoloji makalesi, çünkü kendi deneyimlerimi anlatmaktan ziyade bir rehber yazıyorum. Kendi tercihlerim kadar nasıl bu tercihlere ulaştığımı da yazıyorum.

Bir akıllı telefon kullanırken insanın dikkat etmesi gereken hususlar var, yine de her şeyin bir sırası olmalı. İlk telefonumu ben seçerek almadım, daha çok bir akrabadan bana kaldı. Kendim seçerek aldığım ilk telefon ise şu an kullandığım Xiaomi Mi 5S‘im.

Bir telefon almayı düşünüyorsanız, telefon araştırmasından da önce gelen bazı adımlar var. Öncelikle bu telefonu en az iki yıl kullanacağınızı unutmayın, tabi eğer Richie Rich değilseniz. Bu bilgiyi kafamıza oturttuktan sonra “sıfırıncı maddeye” geçiyoruz.

Bu telefonu niye alacaksın?

Daha düzgün bir telefon istemek herkesin hakkı, ama bütçenize göre düşünmeniz gerekiyor. Tabi bütçenizin alabileceği en iyi telefon, her zaman aradığınız telefon olmayabilir.

Ben bir telefonu sadece “alo demek” için değil, internette araştırabilmek, müzik dinlemek, dizi/film izlemek için kullanıyorum ve fotoğraf çekmeyi sevdiğimden, kameraları da iyi olsun istiyorum. Peki sen ne istiyorsun? Bu cihazı ne için kullanacaksın? Önceliklerini düşün ve araştırmanı buna göre yap.

Araştırmak için ne yapmalı?

Akıllı telefonları araştırmak için çok çeşitli siteler var. Ben Epey’i tercih ediyorum, ama seçenekleriniz bununla kısıtlı kalmasın. Teknomarketlerin internet sitelerini de kullanın. YouTube’da kanalların inceleme videolarına bakarak da fikir sahibi olabilirsiniz.

Ayrıca telefon araştırmak için tek kaynağınız internet olmasın. Eskiden internet mi vardı? Dışarı çıkın, teknomarketleri gezin. Teşhire sunulan telefonları deneyimleyin. Ekranının nasıl göründüğüne, kamerasının kalitesine dikkat edin, kriterlerinize göre deneyin ve karar verin.

Araştırırken yanlış kanılara sakın kapılmayın. Megapiksel değerinin yüksekliğine göre kamera tercihi yapmayın veya göz kararı hareket etmeyin. Mutlaka incelemelerine bakın, yapabiliyorsanız kendiniz gözlemleyin.

Marka olması şart mı?

Bir telefonu sırf markasıyla övünmek için almayın. Önemli olan bir telefonun sizde nasıl hissettirdiği. “Epıl abi ya, XS falan çok havalı” laflarıyla gezen biriyseniz bu yazıyı burada bırakın. Havasını atamayacaksınız çünkü.

Bir telefonun büyük, dünyaca duyulmuş bir marka olması şart değildir. İsimsiz bir markanın telefonunu kullanın demiyorum ama sırf marka diye bir telefona göz dikmeyin. İlle de iPhone almak zorunda değilsiniz her zaman. Önceliğiniz güvenlik ve stabilite ise, telefonunuzu gerçekten iş için kullanıyorsanız işinizi görecektir, ama gündelik kullanıcı için iPhone fazla.

Oppo, Xiaomi, OnePlus gibi daha az bilinen markaların da oldukça güzel, hatta karşılaştırıldığında daha iyi telefonları bulunuyor. Teknolojiyi takip edenler biliyordur tabii ki ama ortalama bir insan bu markaları büyük olasılıkla duymamıştır. Ben şahsen insanlar bu markaları tanıdıkça, fiyat performans ürünlerini keşfettikçe bunları kullanmaya başlayacağını düşünüyorum.

Sadede geleyim, alacağınız telefonun ille de Samsung olması gerekli mi? Tek bir markayla sırf bir özellikten dolayı takılı kalmayın. Başka markaların telefonlarına göz atın.

Göze görünen özellikler

Bir telefonun donanımının ne işe yaradığını öğrenin. RAM, kısa bellek hafızası arka planda daha fazla işlem yapmanıza olanak sağlayabilir, ama işlemci onların çalışmasını sağlar. Hafızanın fazlalığı da önemli bir faktör, sonuçta geçici dosyalar sadece RAM’de depolanmıyor.

Ayrıca bir telefonun güncelleme alması iyi bir şey. Telefonunuz güvenli olmazsa, hangi donanım onu kurtarabilir? Bu yüzden mümkünse güncelleme garantisi sunulan telefonları alın veya Custom ROM kullanımını öğrenin. İsterseniz bekleyin, yakında Custom ROM’lar ile ilgili bir yazı da paylaşacağım.

Haydi telefon alalım!

Telefonu ne için kullanacaksınız? Oyun için mi, iş için mi? Yoksa sadece sosyal medya için mi alıyorsunuz? Bunun kararını verdikten sonra telefon almayı düşünün.

Kağıt üstünde donanımı güçlü gözüken bir cihaz, elinizde pert olabilir. Bu yüzden gerçek veriler daha önemli olacaktır. Teknomarketlerde teşhir ürünlerini deneyin, varsa bir tanıdığınıza nasıl olduğunu sorun.

Arasında kararsız kaldığınız seçenekler varsa, o telefonları deneyimlemiş kişilerin yorumlarını okuyun. Ekşisözlük’te bazı telefonların yorumları yapılıyor, tavsiye ederim. Ayrıca telefonların incelemelerine dikkat etmeniz de oldukça işinize yarayacaktır.

Bugünlük benden bu kadar. Yakında telefon konulu bir Custom ROM yazısı yazacağım, takipte kalmayı unutmayın!

İlk adımım: Teknoself

Teknolojiye olan sevgim, beni çeşitli teknoloji haber sitelerinde yazarlığa itti. Bu yazımda bahsettiğim Teknoself, benim ilk yazarlık kariyerim değil. Bu yazı daha çok benim ilk deneyimlerim ve kendi gelişimim hakkında olacak.

Facebook’taki teknoloji gruplarında yazılar yazıyordum ve bu yazılar, yaptığım yorumların da yardımıyla, Mehmet SAYINKAPLAN‘ın teklifiyle, onun projesi olan Teknoself’te gönüllü yazarlık yapmaya başladım. Her ne kadar yazarlıktan pek bir eser olmasa da…

Teknoself, çoraklaşmadan önceki son demlerinde.

Benim için biraz daha deneme tahtası gibi olsa da, orada kendimi geliştirdim. Yazarlık namına değil, ama yine de gelişim sonuçta. Projeye ilk katıldığımda düzensiz bir Wix sitesi ve olmayan bir logo ile iş yapmaya çalışılıyordu. Ben de ufak bir iyilik yapmak istedim ve araştırma yaptım. Ücretsiz “.tk” alan adı ve ücretsiz bir hosting kullanarak bir site açtım. Bu siteye ise 3 gün süren bir “bilgisizlik dönemi” boyunca WordPress kurmaya çalıştım. Bir şekilde deneme yanılma yoluyla WordPress’i keşfettim ve uygun bir tema ayarladım. Biraz göze girme maksadıyla bunu bir sürpriz olarak sundum ve projede bulunanlar da oldukça beğendi.


Teknoself için yaptığım ikinci logo. İlki haç işaretine çok benzetildi, bu yüzden hiç kullanılmadan buna geçildi (ilk logo sadece “t” harfiydi).

Sayfayı dediğim gibi bir deneme tahtası olarak kullanıyordum. Olmayan tasarım bilgisiyle Paint’ten ilginç bir “t” logosu hazırladım. Sayfanın bir marka logosu olsun istemiştim, olmuştu da. Tabi biraz eğri büğrüydü, ama olmuştu o kadar.

Bu süreçte teknoloji haberlerini sıkça okudum, yazarlık yapmadım ama fazlaca okudum ve daha fazla öğrendim. Ayrıca ilk denemelerimle beraber WordPress hakkında da araştırmalar yaptım, kendimi tasarım konusunda ufaktan geliştirmeye çalıştım (Paint’ten değil, Pixlr Editor) ve zaman geçtikçe çok daha iyi işler başardım.

Çocuktum ve doğru konuşmak gerekirse ilgi manyağıydım, bunları yapmamın da asıl sebepleri bunlardı genel olarak. Her ne kadar bir çocuk işi olsa da, emek verdiğim şeylerdi ve karşılık almayı biraz istiyordum. Bunun üzerine çocukça bir şekilde inatlaştım ve çıkartıldım. Daha sonra yeniden katıldım fakat pek fazla destek çıktım diyemem. Teknoself yıllar boyunca, çöpe atılmış, boş bir proje olarak kaldı.

Teknoself ama sürekli boş değildi. Daha sonraki süreçlerde Burak KOŞAR sayfaya katıldı ve Teknoself’i o da yeniden canlandırmayı denedi. Yukarıdaki ekran görüntüsünde Burak’ın da oldukça büyük payı var. Ben bu çabalara TeknoselfReboot demiştim, fakat biraz nafile oldu. Teknoself zaten çökmüştü, yenilemeye çalıştıktan sonra da çok büyük bir gelişme gözlemleyemedik. Sonra da site battı zaten.

Soldan sağa zamanla gelişen Teknoself profil resmi çalışmalarım. Temel hep “t” oldu.

Teknoself’te bulunmak benim birçok ilkimi gerçekleştirmeme sebep oldu ve bu yüzden katıldığıma mutluyum. İlk WordPress sitem, ilk logo denemem, yazarlık yapma çabalarım hep Teknoself’te başladı. Bugün beni ben yapan şeyleri biraz Teknoself’e borçluyum diyebilirim, hehehe.

Şu anda öğrendiğim bilgiler ve deneyimler ile kendimi tasarımda ve yazarlıkta da geliştirdim, ama o artık başka bir yazımın konusu.