CategoryFilm, Dizi, Kitap

Film izlemeyi, dizileri serilemeyi seviyorum ve son dönemlerde kitap okuma alışkanlığı kazanmak için uğraşıyorum. Okuduğum kitaplar, izlediğim diziler hakkındaki yorumlarım ve incelemelerim.

Avcunuzdaki Kelebek ile yeniden düşünün

Hayatta vereceğiniz kararlarla ilgili iyice bir düşünün. Düşündünüz mü? Bu kitabı okuyun ve yeniden düşünün. Yanıtlarınızda değişiklik olup olmadığını görelim bakalım.

Kararsızlık benim en büyük düşmanlarımdan birisi, çünkü nasıl karar verilmesi gerektiğini bilmiyorum. Kararımın sonuçlarının kötü olmasından korkuyorum. Bu kitabı okurken veremediğim bütün kararlarımı gözden geçirdim ve onlar üzerine araştırma yapmaya karar verdim.

Bir kişisel gelişim kitabı size neler katabilir?

Her şeyi! Özellikle aklınız bir karalama tahtasına dönmüşse, zihninize çeki düzen vermenize olanak sağlıyor. İsteklerim konusunda çok kararsızdım. Bu kitabı okuduktan sonra artık bir şeyi istediğime karar vermeden önce ne yapmam gerektiğini biliyorum.

Kitabın bana öğrettiği en güzel şey hayal ile hedefin farkını göstermesi. Hedefler aslında olmasını istediğimiz, mantığa yatkın hayallerimizden oluşuyor. Ayrıca bir hedefin gerçekten hedef olmasının kriterlerinden bahsediyor. TOMBUL© şeklinde kısaltılan bu kriterlere uymayan çok fazla hayalimi hedefleştirdiğimi fark ettim.

Kitabın yazarı, Ahmet Şerif İzgören kitapta ne anlatmak istediğini bile yazmış. Bu kitap, bireyin hayatında önemi büyük üç soruya rehberlik ediyor;

  •  Kendini nasıl keşfedebilirsin?
  •  Hedeflerini nasıl belirlersin?
  •  Hedeflerine giden yolda nasıl ilerlemelisin?

Avcunuzdaki Kelebek bir kişisel gelişim kitabı. Bilgi vererek değil, bilgiyi işlemeyi öğreterek geliştiriyor sizi. Kitap size sorular soruyor ve bu sorular yanıtlarını bir cevap anahtarından alacağınız türden değil. Her biri size yönelik, mantık gerektiren sorular. Bu yüzden kitabın soruları üzerine düşünmek önemli, yanıtlarınız sorulardan da önemli. Kalemleriniz yanınızda olsun, bir not kağıdı da alırsanız ne mutlu.

Ahmet Şerif İzgören bu kitap da dahil olmak üzere çeşitli kişisel gelişim kitaplarının yazarı. Kitaplarında en sevdiğim nokta ise bir kitaptan fazlası olmaları. Ne bir roman gibi ilerliyor, ne de sırf bilgi ve örneklerden oluşuyor. Bir kitap değil de telefon sanki. Ahmet Şerif abimiz kendini kitaplarına işlemiş, size konuşuyor her bir satırda.

Herkesin bir noktada kendisini geliştirmesi gerek.

Ben şahsen bu kitabı okuduktan sonra kararlarım üzerine uzunca düşündüm ve bazı şeylerin farkına daha fazla vardım. Kendime büyük bir katkım olduğunu hissediyorum.

Yazarın diğer kişisel gelişim kitaplarını da okumayı planlıyorum. Bana öğüt veren bir kitaptı ve başka kitaplarından da öğütler almak istiyorum.

SineTürkiye: Süper Kahramanlar Neden İlgimizi Çekiyor?

Geçen haftalarda SineTürkiye için bir yazı yazdım, konusu başlıktan da gördüğünüz üzere süper kahramanlar.

Bu paylaşım aslında bir yazı değil de, anlık bir durum güncellemesi ve referans. Yazının içeriğinden burada çok fazla bahsetmeyeceğim. Dilerseniz buraya tıklayarak SineTürkiye’deki yazımı okuyabilirsiniz.

Yazdığım yazıda süper karakterlerin bizlerle ortak özelliklerinden yoğun olarak bahsettim. Kurgularda onlar da toplumun birer parçası olarak gösteriliyor, ben de bunu vurguladım ve gerçek hayatta yaptığımız kahramanlıklardan yazıda bahsettim. Süper kahraman yazısı değil de öz güven arttırıcı içerik gibi oldu.

Bu tarz içerik paylaşım yerlerinde de kendimi öne çıkarmak istiyorum, ilk adımımı atmış oldum. Bunun gibi daha fazlası da olacak ve burada yine bu şekilde paylaşacağım.

Sineklerin Tanrısı, gerçeklik içerir!

Her hikaye mutlu bir sonla bitmez. Bazıları mutsuzdur, bazıları karmaşıktır. Özellikle çatışmaların olduğu romanlarda görürsünüz. Gruplar arasında çıkan savaşlar iki tarafı da yıpratır ama bir kurtarıcı yoksa, yalnızca bir kazanan olur. Sineklerin Tanrısı okuduğum en “beklenmedik” romanlardan birisi ve okuduğunuzda hayata bakış açınız değişecek.

Bir ada düşünün, bir savaştan kaçarken uçağınızın çakılacağı ıssız bir ada. Düşünme kabiliyetiyle insanoğlu ıssızlıkta bile yaşayabilir, peki ya iki düşünce olsaydı? Yaşamak için seçmeniz gereken kararların nasıl etkileri olurdu?

Hikayedeki bütün karakterler çok küçük; daha ortaokul çağı yaşlarında, erkek çocuklardan oluşan bir grup. Bir kişi herkesi topluyor ve doğal lider oluyor. Daha sonra düşünce ayrılığına düşüyor birisi; kurtarılmak için çalışmalı mı, hayatta kalmak için avlanmalı mı? Bu fikir ayrılığına düşenler daha çocuk ama, bu iki grubun sonraki çatışması kesinlikle çocukça değil.

Sineklerin Tanrısı; en masumane kimselerin bile canavarlara dönüşebileceğinin hikayesi. Aralarında bir düşünce farklılığı olması yeterli, gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Kendi doğruları uğuruna vahşet bile çıkabiliyor.

William Golding - Sineklerin Tanrısı

Hikayede iki grup arasında olan bu pasif mücadelede en çok hissedilen duygu ne sizce? Korku. Yanlış anlaşılmalardan gelen, aradaki yaylım ateşini büyüten bir korku. Bir çocuk her şeyden korkabilir, ama yetişkinlerin kabuslarına girecek bir mücadelede çocuk korkuları çok tehlikeli.

Yukarıda söylediğimi anlamanız için romanın bir kısmından, kendi yorumumla bahsedeyim.

Avcı kabilesi bir mağara keşfeder ve çocuklardan birisi, mağara karanlığında soğuk bir varlık ve hırıltılı bir ses sezinler. Çocuk mağaradan topuklar ve “canavar” diye herkese bir kuşku salar. Lider bile buna inanmaz, ama tedbiri de elden bırakmaz.

Bu korku karanlıktan gelen bir başka figüre karşı saldırıda bulunmaya kadar ilerler. Avcılığa alışınca öldürmekten çekinmeyen kabile, bu kimseyi karanlıkta mızrak darbeleriyle parçalar. O sırada çıkmış olan hafif fırtınanın yıldırımlarının ışığı altında ise, onun da bir çocuk olduğu görülür.

Masumların hayatına kadar mal olan durumda artık işler iyice değişmiştir. Hayatta kalmak için avcı kabilesi, kurtarılmayı bekleyen son iki kişiyi yağmalar ve onların elindekileri de alır. Bunun üzerine haklarını savunmak isteyen o iki kişi konuşmak isterken, barış isteyenlerin sayısı ağır bir kayayla bire düşer ve kalan son kişi de bir ava neredeyse kurban olur…

Bu kitap adada mahsur kalan çocukların hikayesi değil. Bu ülkeler arasındaki büyük savaşların birebir kopyası. Beni derinden etkileyen kitabın olaylar serüveninin en üzücü tarafı, gerçekliği.

William Golding bu hikayeyi II. Dünya Savaşı sırasında yazmış. İnsanların birbirlerine savaşta acımasızca kıymalarını, en masumların bile vahşileşebileceğini yedirerek…

Black Mirror: Bandersnatch – Oyun gibi mi, hayat gibi mi?

Bu film adeta bir oyun. Yönetmen siz değilsiniz ama gidişat sizin elinizde. Filmin farklı sonları, her bir seçenekte izlediği farklı yolları var. Kararlar sizin elinizde, ama bu film bir oyun gibi mi, yoksa hayat gibi mi?

En başında seçeceğiniz kahvaltılık gevrekten kimi takip edeceğinize kadar, beklemediğiniz olaylar karşısında ne yapacağınıza kadar seçimleriniz, gidişatı değiştirecek.

Tabi filmdeki karakteri bir oyundaki gibi yönetmeyi beklemeyin. Belli zamanlarda iki seçenek çıkacak, siz de onları seçerek her seferinde farklı bir film izleyebileceksiniz. Her bir seçenek için on saniyeniz var, bu süreçte seçmezseniz varsayılan olarak ilk seçenek üzerinden gidecektir.

Ayda bir kere izleyin derim. Her şey gibi siz de değişiyorsunuz. Film de size göre değişiyor. Tabi bu film tek seçeneğiniz olmayacak. Bandersnatch gibi interaktif filmler çıkarılmaya başlandı, onları izlediğimde de yorumunu yapacağım. Bilginiz olsun, bu filmi interaktif olarak, en iyi haliyle sadece Netflix üzerinden izleyebilirsiniz. Detaylı açıklamayı aşağıda verdim, okumaya devam edin.

Her seçim bambaşka bir seçeneğe gitmiyor. Filmde 10 tane yol ayrımı varsa, 2^10 (1024) tane seçenek olmuyor. Bazı patikalar geri gitmenize sebep oluyor. Bazıları birbiriyle kesişiyor, bazıları bambaşka yollara ayırıyor. Oldukça etkileyici ve fiilen kişiye özgü bir film ortaya çıkıyor.

Crossover zamanı! Önceki yazımda bahsetmediğim bir şey, bu filmi bir korsan site üzerinden düzgünce izlemeniz mümkün bile değil. İnteraktif bir içerik olması, size yönetim şansı sunması, her seçenekte nereye gideceğiniz farklı.

Bu film üzerine düşülmüş, ağır bir emeğin ürünü ve kopyalanması da bir o kadar emek isteyecektir. Korsan içerik sitelerinin bu kadar detaylı uğraşacağını sanmıyorum. Bir korsan site üzerinden hâla izleyebilirsiniz, ama bir başkasının seçimlerini izlemiş olacaksınız. Dolayısıyla da interaktif içerik olmasının bir anlamı kalmayacak.

Film hakkında bir bilgi; yapılan bütün çekimler toplamda beş saatten daha uzun. Bu beş saatin seçimlerinize bağlı olarak bir-iki saatini izliyorsunuz. Çekimlerin yanı sıra her bir seçimin nereye gideceği de akıl almaz, büyük uğraşlar isteyen ayrı bir konu.

SPOILER UYARISI: Henüz Black Mirror – Bandersnatch’i izlemediyseniz, bu paragrafta yazıyı bitirin. Resmin ardına geçmeyin. Yazımı okuduğunuz için size teşekkür ediyor ve sevdiğinizi umuyorum. Filmi izlediğinizde bu paragrafın devamını da mutlaka okumayı unutmayın!

Spoilerlar buradan başlıyor! Filmin en ilgimi çeken iki büyük noktası var. Bu noktalardan birisi karakterin, bir şey tarafından kontrol edildiğini fark etmeye başladığı an. Seçimleri kendisinin yapmadığını anladığında anlık olarak gerçek dünyaya dönüyorsunuz.

İkinci büyük noktayı sadece filmi tekrar izlediğinizde görüyorsunuz. Kelebek etkisi, yani olabilecek en küçük değişikliğin bile daha sonra devasa bir tepkiyle karşınıza çıkacağını fark ediyorsunuz. Hangi şarkıyı seçtiğiniz, hangi gevreği yediğiniz bile senaryoyu adeta ikiye bölüyor.

MASTER SPOILER: Farklı senaryolar merak edilesi olduğu için, kişinin tekrar tekrar izlemesi gerekebiliyor. Yine de gerçeği söyleyeyim; mutlu bir son yok. Olası tüm senaryolar mutsuz bir sonla bitiyor. Bir bitiş kısmında oyun beş yıldızla değerlendirilse de, çocuk babasını öldürdüğü için hapse gidiyor. Bir diğerinde ise geçmişini değiştirdiği için, terapist koltuğunda ölüyor. Yol üzerindeki macera yine de çekişmeli, izlenesi.

Netflix’te dizi film zamanı

Netflix tarzı eğlence servisleri hayata bazen katkı sağlayabiliyor. Netflix özel serileri, yığınla film ve diziye erişmek için reklamsız bir hizmet. Tek sorun ayda bir cepten çıkacak bozukluklar. Peki Netflix yerine korsan dizi/film sitelerinden izlesek ne değişir? Vazgeçilmez mi? Yazımda detaylı olarak değerlendirdim.

Bu yazıyı şu anda okumak için vaktiniz olmayabilir, eğer öyleyse buraya tıklayarak özete direkt atlayabilirsiniz.

Para vermeye değer mi?

Çok büyük bir ücreti olmadığı gibi, para vermeye de değen bir sistem. Günde kenara bir lira koyabiliyorsanız, her ay bir Standart üyelik parası (27.99₺) çıkarabilirsiniz. Her neyse, parayı kafaya takarak düşünecekseniz bu yazı zaten sizin aradığınız türden bir yazı değil. Ben deneme sürümünü kullanıyorum, ama kenarda birer liralarım duruyor.

Netflix‘in sevdiğim yanlarından birisi, reklam olmaması! İzlediğim bölümün başında *rastgele kelime*-bet xbin reklamı çıkmıyor. Videoya tıkladığımda beni yeni sekmede bir +18 reklama göndermiyor. Kısacası reklam konusunda rahat bir nefes alabiliyorum. Bazı siteler var ki AdBlock bile fayda etmiyor artık, sırf stres.

Ayrıca içerikte kalite farkını da gözle görüp, kulakla duyabiliyorsunuz. Dürüst olalım, hiçbir korsan dizi/film sitesi 720p’den yukarı çıkamıyor. Bazen onun gerçekten 720p olduğu bile bir muamma. Kullandığım standart pakette ise gerçek 1080p keyfini, birden çok dil ve yüksek kalite ses seçenekleriyle izleyebiliyorum.

Birçok dizi ve filmin tek platformda olması da ayrı bir güzellik. Korsan sitelerin birinde X filmi varsa Y filmi yok, diğerinde Y var ama 480p falan. Can sıkıcı ve uğraştırıcı, hele ki yarım akıllı bir televizyonda reklam çıktığında tarayıcı çöküyor. Netflix’in ise bir televizyon uygulaması ve rahat kontrolleri var.

Bedava sirke baldan tatlı değil. Bedava sirkenin sirkeliğinden şüphe duyun. Parasını verip balı almayı tercih ediyorum.

Netflix her şeye sahip değil…

Güzel yanlarından fazlasıyla bahsettik ama Netflix’in de eksileri var. Her ne kadar korsan siteler kadar fazla olmasa da, Netflix’in de tökezlediği yerler var.

Netflix gibi büyük bir platformda bile bazı filmler ve diziler eksik. Gerek bazı dizilerin Türkiye’de yayınlanmaması, gerek hiçbir yerde bulunmaması sorun olabiliyor. Bunun en büyük örneği özellikle son Marvel filmlerinin bulunmaması.

Netflix her ne kadar büyük bir dizi ve film ağı olsa da, içeriğinin çoğunluğu başka yapımcıların. Netflix, bu içeriklerin yayınlanması için Twentieth Century Fox, Walt Disney Studios gibi içerik stüdyolarıyla anlaşma yapıyor veya tam tersi, bu stüdyolar Netflix ile anlaşıyor. Ne yazık ki Marvel Studios ile Netflix bağlarını kopardığı için son Marvel içeriklerini göremiyoruz.

Bunun haricinde bazı içerikler, belirli sebeplerden dolayı bazı ülkelerde kısıtlanabiliyor. Bazı dizi/filmlerin Türkiye’de yayınlanmayacağı planlanmışsa, Netflix’te de yayınlanmayabiliyor.

Netflix her ne kadar güzel olsa da, tam değil. Bu durumda gülü seven dikenine katlanmak zorunda. Bazı izlediğim içerikler Netflix’te olmadığı için, onları korsan sitelerden izlemek gerekebiliyor. Reklamlar her ne kadar sinir bozucu olsa da, katlanacağız artık.

Kısacası…

Dizileri hala korsan sitelerden ücretsiz izleyebilirsiniz, ama her bölümde reklamlarla ve daha fazla reklamla boğuşmak zorunda kalabilirsiniz. Bunun yanında kalitede kayıplar da sorun olabilir, yani, bence Netflix.

Reklam olmadan, kaliteli bir şekilde ve birçok farklı platformda/cihazda kolaylıkla kullanabilirsiniz. Öte yandan, korsan siteler için aynı şeyi söylersem yalan olur.