Blog muyum cidden?

Kişiliğimde var, bir şeyi anlatırken çok detaya girip bir kelime çorbasına dönüşüyor söylediklerim. Yazdığım yazıları tekrar okudukça farkediyorum. Ne uzun yazmışım ya ben, neden?

Bazı konulara çok dalmışım ve konuyu saptırmışım. Belki bu yazımda bile görürsünüz belli olmaz. Artık bir son bulmalı. Konuşmak istediğim çok konu var, anlatmak için çok fazla yer harcıyorum. Blog değil kitap yazıyor gibi hissediyorum bazen.

Şu andan itibaren yazılarım daha kısa, öz ve okunası olacak. Kendime sözüm bu. Tek bir istisnası olacak, o da inceleme tipi yazılar. Onları ayrı bir kategoride (ve ayrı bir sayfada) tutacağım.

İlgi çekici içerikler paylaşmaya yeniden başlayacağım, gerek sosyal medya gerek burada daha aktif olacağım. Twitter ve Instagram‘da paylaşımlarımı sık sık göreceksiniz.

Avcunuzdaki Kelebek ile yeniden düşünün

Hayatta vereceğiniz kararlarla ilgili iyice bir düşünün. Düşündünüz mü? Bu kitabı okuyun ve yeniden düşünün. Yanıtlarınızda değişiklik olup olmadığını görelim bakalım.

Kararsızlık benim en büyük düşmanlarımdan birisi, çünkü nasıl karar verilmesi gerektiğini bilmiyorum. Kararımın sonuçlarının kötü olmasından korkuyorum. Bu kitabı okurken veremediğim bütün kararlarımı gözden geçirdim ve onlar üzerine araştırma yapmaya karar verdim.

Bir kişisel gelişim kitabı size neler katabilir?

Her şeyi! Özellikle aklınız bir karalama tahtasına dönmüşse, zihninize çeki düzen vermenize olanak sağlıyor. İsteklerim konusunda çok kararsızdım. Bu kitabı okuduktan sonra artık bir şeyi istediğime karar vermeden önce ne yapmam gerektiğini biliyorum.

Kitabın bana öğrettiği en güzel şey hayal ile hedefin farkını göstermesi. Hedefler aslında olmasını istediğimiz, mantığa yatkın hayallerimizden oluşuyor. Ayrıca bir hedefin gerçekten hedef olmasının kriterlerinden bahsediyor. TOMBUL© şeklinde kısaltılan bu kriterlere uymayan çok fazla hayalimi hedefleştirdiğimi fark ettim.

Kitabın yazarı, Ahmet Şerif İzgören kitapta ne anlatmak istediğini bile yazmış. Bu kitap, bireyin hayatında önemi büyük üç soruya rehberlik ediyor;

  •  Kendini nasıl keşfedebilirsin?
  •  Hedeflerini nasıl belirlersin?
  •  Hedeflerine giden yolda nasıl ilerlemelisin?

Avcunuzdaki Kelebek bir kişisel gelişim kitabı. Bilgi vererek değil, bilgiyi işlemeyi öğreterek geliştiriyor sizi. Kitap size sorular soruyor ve bu sorular yanıtlarını bir cevap anahtarından alacağınız türden değil. Her biri size yönelik, mantık gerektiren sorular. Bu yüzden kitabın soruları üzerine düşünmek önemli, yanıtlarınız sorulardan da önemli. Kalemleriniz yanınızda olsun, bir not kağıdı da alırsanız ne mutlu.

Ahmet Şerif İzgören bu kitap da dahil olmak üzere çeşitli kişisel gelişim kitaplarının yazarı. Kitaplarında en sevdiğim nokta ise bir kitaptan fazlası olmaları. Ne bir roman gibi ilerliyor, ne de sırf bilgi ve örneklerden oluşuyor. Bir kitap değil de telefon sanki. Ahmet Şerif abimiz kendini kitaplarına işlemiş, size konuşuyor her bir satırda.

Herkesin bir noktada kendisini geliştirmesi gerek.

Ben şahsen bu kitabı okuduktan sonra kararlarım üzerine uzunca düşündüm ve bazı şeylerin farkına daha fazla vardım. Kendime büyük bir katkım olduğunu hissediyorum.

Yazarın diğer kişisel gelişim kitaplarını da okumayı planlıyorum. Bana öğüt veren bir kitaptı ve başka kitaplarından da öğütler almak istiyorum.

SineTürkiye: Süper Kahramanlar Neden İlgimizi Çekiyor?

Geçen haftalarda SineTürkiye için bir yazı yazdım, konusu başlıktan da gördüğünüz üzere süper kahramanlar.

Bu paylaşım aslında bir yazı değil de, anlık bir durum güncellemesi ve referans. Yazının içeriğinden burada çok fazla bahsetmeyeceğim. Dilerseniz buraya tıklayarak SineTürkiye’deki yazımı okuyabilirsiniz.

Yazdığım yazıda süper karakterlerin bizlerle ortak özelliklerinden yoğun olarak bahsettim. Kurgularda onlar da toplumun birer parçası olarak gösteriliyor, ben de bunu vurguladım ve gerçek hayatta yaptığımız kahramanlıklardan yazıda bahsettim. Süper kahraman yazısı değil de öz güven arttırıcı içerik gibi oldu.

Bu tarz içerik paylaşım yerlerinde de kendimi öne çıkarmak istiyorum, ilk adımımı atmış oldum. Bunun gibi daha fazlası da olacak ve burada yine bu şekilde paylaşacağım.

Müzik dinlemek gibisi yok.

Ses varsa, müzik de var. Gerek bir dizide, belki bir mekanda, çeşitli yerlerde müziği duyuyor ve belki de şu an dinliyoruz. Favori müziklerimizin üzerimizde etkisi de oluyor. Ben müzik dinlerken daha verimli iş yaptığımı hissediyorum mesela. Size de oluyordur illa ki.

Müzik kişiyi adeta değiştiriyor; ruh dünyasını, davranışlarını hatta düşüncelerini bile etkileyebiliyor. Kişinin dinlediği şarkılara göre kişilik analizleri ve ruh hali gözlemlenebiliyor. Mesela ağır ilerleyen, tekdüze şarkıları genelde “çökmüş” kimseler dinliyor. Ritmi yüksek şarkılar genelde optimist kişilerin tercihi.

Ben çoğunlukla ritmik şarkılar dinliyorum ve enerjik hissediyorum. Spor yaparken dinlemesi ise ayrı bir güzellik, insan yorgunluğunu unutuyor ve dayanıklılığını koruyor. Müzik gerçekten de ruhun gıdası.

Şarkıları dinlemek kadar onları çalmayı da seviyorum. İlkokulun başında bir org sahibi oldum ve zamanla org konusunda amatörce kendimi geliştirdim. Müzik kulağım var ve sevdiğim şarkıları tekrar ederek çalabiliyorum, inanılmaz bir şey. Dinlediğim şarkılara bir daha bağlanıyorum adeta.

Bazı şarkıları beynimiz belli anılar ve kişiler ile bağdaştırıyor. Yakın arkadaşlarınızla veya bir yerde yaşadığınız önemli bir olay sırasında dinlediğiniz şarkıları yeniden dinlediğinizde onları hatırlatır. Benim dinlediğim bir şarkı -ironik bir şekilde ritimli bir şarkıydı- bana ayrılığımı hatırlatıyordu. Hâlâ dinledikçe hatırlarım ama ayrılık konularını aştım.

İlk defa bir müzik çalarım olduğu dönemlerde kendi seçtiğim şarkıları dinlemeye başladım. YouTube’dan rastgele müzikler indirip dinliyordum ama en net hatırladığım şarkı Maroon 5 – Moves Like Jagger’dı. Islıkla eşlik ederek o şarkıyı dinlemeyi hala severim. Ritmi ayak uydurulabilir hızda olduğu için yürüyüş yaparken çok güzel gidiyordu.

Herkesin farklı şarkı zevkleri var. Ben çoğunlukla ritimli şarkıları seviyorum ama arada caz da dinlemek güzel oluyor. Karsu’nun Jest Oldum şarkısını seviyorum, aslında Mustafa Sandal’ın şarkısı ama Karsu’nun yaptığı caz versiyonu daha huzur verici geliyor.

Müzik belki de en güçlü şeylerden birisi, bizi her türlü etkileme gücüne sahip. Umutsuzluk ve kaygılarınızı alabildiği gibi arttırabiliyor da. Dinlediğimiz şarkılar bizimle bütünleşiyor ve bizi biz yapıyor. Yine de güçlü olduğu kadar güzel de. Müzik dinlemek gibisi yok.

Sineklerin Tanrısı, gerçeklik içerir!

Her hikaye mutlu bir sonla bitmez. Bazıları mutsuzdur, bazıları karmaşıktır. Özellikle çatışmaların olduğu romanlarda görürsünüz. Gruplar arasında çıkan savaşlar iki tarafı da yıpratır ama bir kurtarıcı yoksa, yalnızca bir kazanan olur. Sineklerin Tanrısı okuduğum en “beklenmedik” romanlardan birisi ve okuduğunuzda hayata bakış açınız değişecek.

Bir ada düşünün, bir savaştan kaçarken uçağınızın çakılacağı ıssız bir ada. Düşünme kabiliyetiyle insanoğlu ıssızlıkta bile yaşayabilir, peki ya iki düşünce olsaydı? Yaşamak için seçmeniz gereken kararların nasıl etkileri olurdu?

Hikayedeki bütün karakterler çok küçük; daha ortaokul çağı yaşlarında, erkek çocuklardan oluşan bir grup. Bir kişi herkesi topluyor ve doğal lider oluyor. Daha sonra düşünce ayrılığına düşüyor birisi; kurtarılmak için çalışmalı mı, hayatta kalmak için avlanmalı mı? Bu fikir ayrılığına düşenler daha çocuk ama, bu iki grubun sonraki çatışması kesinlikle çocukça değil.

Sineklerin Tanrısı; en masumane kimselerin bile canavarlara dönüşebileceğinin hikayesi. Aralarında bir düşünce farklılığı olması yeterli, gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Kendi doğruları uğuruna vahşet bile çıkabiliyor.

William Golding - Sineklerin Tanrısı

Hikayede iki grup arasında olan bu pasif mücadelede en çok hissedilen duygu ne sizce? Korku. Yanlış anlaşılmalardan gelen, aradaki yaylım ateşini büyüten bir korku. Bir çocuk her şeyden korkabilir, ama yetişkinlerin kabuslarına girecek bir mücadelede çocuk korkuları çok tehlikeli.

Yukarıda söylediğimi anlamanız için romanın bir kısmından, kendi yorumumla bahsedeyim.

Avcı kabilesi bir mağara keşfeder ve çocuklardan birisi, mağara karanlığında soğuk bir varlık ve hırıltılı bir ses sezinler. Çocuk mağaradan topuklar ve “canavar” diye herkese bir kuşku salar. Lider bile buna inanmaz, ama tedbiri de elden bırakmaz.

Bu korku karanlıktan gelen bir başka figüre karşı saldırıda bulunmaya kadar ilerler. Avcılığa alışınca öldürmekten çekinmeyen kabile, bu kimseyi karanlıkta mızrak darbeleriyle parçalar. O sırada çıkmış olan hafif fırtınanın yıldırımlarının ışığı altında ise, onun da bir çocuk olduğu görülür.

Masumların hayatına kadar mal olan durumda artık işler iyice değişmiştir. Hayatta kalmak için avcı kabilesi, kurtarılmayı bekleyen son iki kişiyi yağmalar ve onların elindekileri de alır. Bunun üzerine haklarını savunmak isteyen o iki kişi konuşmak isterken, barış isteyenlerin sayısı ağır bir kayayla bire düşer ve kalan son kişi de bir ava neredeyse kurban olur…

Bu kitap adada mahsur kalan çocukların hikayesi değil. Bu ülkeler arasındaki büyük savaşların birebir kopyası. Beni derinden etkileyen kitabın olaylar serüveninin en üzücü tarafı, gerçekliği.

William Golding bu hikayeyi II. Dünya Savaşı sırasında yazmış. İnsanların birbirlerine savaşta acımasızca kıymalarını, en masumların bile vahşileşebileceğini yedirerek…

Algoritmalar her yerde!

Yakın zamanda Udemy’de Murat KOÇ’un “Algoritma ve Programlama Mantığı” eğitimine bir başlangıç attım ve bazı şeyleri fark ediyorum.

Daha önceki yazılarımda veya sayfalarda hiç bahsettim mi bilmiyorum ama ben gelecekte (üniversitede) yazılıma yönelik bir bölüm okumak istiyorum. Yazılımın temellerini kavramam içinse algoritmaları öğrenmem gerekli.

Algoritmalar, en basit haliyle bir problemin çözüm adımları diyebilirim. Ayşe beş simit alıp ikisini yer, kalanını 3 liradan satarsa elinde kaç lirası olur tarzı problemler. Evet mi, hayır mı tarzı kararlar. Çözülen problemler sadece bu tarz değil ama programlama mantığını kavramak için iyi bir başlangıç.

Eğri oturup doğru konuşayım, matematiğim iyidir ama problemleri her zaman anlamam. Bu yüzden bir problem sorusunda uzun vakitler harcadığım oluyor. Kurs içeriği yığınla örnekten oluşuyor, bu yüzden problem çözme konusunda daha gelişmiş hissediyorum.

Buraya kadarki kısım teknikti, peki ya ben ne fark ettim?

Kursun henüz başlarındayken bir şey fark ettim; algoritmalar her yerde. Algoritmaları gerek gerçek hayatta, gerekse programlama dillerinde, kısacası her yerde kullanıyoruz.

Bir oyun düşünün, hikaye bazlı olsun. Yaptığınız her karar sizi farklı yollara saptırır. Bazen yollar ayrı uçlara gider, bazen ise kesişir. Bu hikayenin bir şemasını çıkardığınızda, oyunu tekrar tekrar oynayıp farklı yollara saptığınızda bir bakıma algoritmaları kavrıyorsunuz.

Yaptıklarınız üzerine hiç derince düşündünüz mü? Eğer düşündüyseniz, bunu yapmasaydım dediğiniz zamanlar da olmuştur. Bu da sizi olasılıklara sürükler. Geçmişi düşününce “şunu yapsaydım”, bir kararı vermeden önce “ne yapsam”.

Olasılıkların üzerine düşündüğünüzde farklı sonuçlar görürsünüz: alternatifler. Kodlamanın, yapay zekanın, öngörülerin mantığı. Sonuçlara ulaşmak için, adımları izlersiniz. Sanki bir şeyi daha çağrıştırıyor, dedektifliği. Liderliği, yönetimi, hayatımızda verdiğimiz her bir kararı. Hayatın her yerinde, kendi zihnimizde algoritmaları kullanıyoruz ve haberimiz yok!

Biraz manyaklaştım sanırım buraya kadar, yazı komplo teorisine dönmüş. Bahsetmek istediğim şey, algoritmaları her yerde kullanıyoruz ve mantığını daha iyi kavradığımızda hayatta da daha başarılı olabiliriz. Yazılım geliştirme ile ilgili bir kariyer seçimi yapacaklar için ekstra artısı, algoritmalar yazılımda da önemli bir yer tutuyor.

Ah, Gutenberg!

WordPress 5.0 güncellemesiyle beraber getirilen Gutenberg yazı editörü her kullanıcı tarafından pek iyi karşılanmıyor. Benim de başıma sorun oluyor (özellikle şu sıralar). Bu yazımda Gutenberg’den bahsettim ve bu kısa yazının sonunda, Gutenberg’den nasıl kurtulacağınızla ilgili ufak bir tüyom var.

Blok düzeni (Gutenberg) cidden yazım konusunda kolaylık sağlıyor mu?

Kendi blogumda da Gutenberg’i kullanmaktayım ve daha öncesinde klasik editör ile yıllarımı harcadım. Yer yer eski editörü özlüyorum çünkü bu Gutenberg bazı günler başıma büyük sıkıntılar açabiliyor. Blok düzeni olarak da geçen Gutenberg, her bir enter ile yeni bir blok açıyor. Yazmaya devam ettiğinizde paragraf olarak kendisini ayarlıyor.

Dilerseniz öncesinde veya yazdıktan sonra bu bloğun türünü değiştirebiliyorsunuz, fakat her zaman umulduğu gibi gitmiyor işler.

Sitemde kullandığım Gutenberg arayüzünün boş hali. Çok fazla… beyaz.

Deneyimim

Kullandığım sürece bazı ufak çaplı sıkıntılar farkettim. En basit örneği kopyalamayla ilgili problemler. Yazımın bir kopyasını ayrı bir yere almak istediğimde sürekli wordpress–xyz tarzı tagler ile karşılaşıyorum.

Bu da yetmezmiş gibi (bazı durumlarda) hepsini seçmek için CTRL + A kullanmak fayda sağlamıyor, yazıyı mouse ile kaydırarak seçmek zorunda kalıyorum.

Daha ilginç olanı ise seçim yapmak artık daha zor geliyor, çünkü bir bloğu seçmek istediğimde de (bu yazıyı yazarken oldu) hepsini seçmeye başladı.

Bunun haricinde bir diğer sıkıntı ise blok kaymaları. Blok kayması durumu genelde yazı ve başlıklar arasında gerçekleşiyor. Bir başlığın gerisinden enter ile blok eklediğinizde o başlık, sonraki bloğa bir metin olarak kayıyor. Sinir bozucu olabiliyor, özellikle geriye dönüp yazılarınızı sık düzenliyorsanız.

Bu Gutenberg’den nasıl kurtulurum?

Çözümsüz değil, WordPress Contributors tarafından geliştirilen Classic Editor eklentisi ile isterseniz ikisi arasında geçişli bir şekilde kullanabilir veya Gutenberg’ten komple kurtulabilirsiniz.

Eklenti kurulur kurulmaz default olarak Gutenberg’i klasik editör ile değiştirir. Dilerseniz eklenti ayarlarında geçişli bir şekilde kullanmak için bir seçenek de var. Eklenti hakkında detaylı bir yazı yazmayacağım, bu eklentiyi bulduğum İngilizce kaynağa sizi yönlendiriyorum.

Özel yazılım, Custom ROM

İlk akıllı telefonum içinde bir ton gereksiz uygulama (bloatware) yüklü olarak geliyordu, bu da zaten olan 256 MB hafızasını oldukça azaltıyordu. WhatsApp’tan başka uygulama yükleyemiyordum. En sonunda bu telefonu nasıl daha iyi yapabilirim diye araştırmaya başladım.

Google’da yaptığım birkaç araştırma sonrasında telefonuma CyanogenMod 7’yi kurmuştum. Asıl amacım sadece Turkcell uygulamalarından kurtulmaktı ama telefona daha fazla hakim olmak çok büyük bir ekstraydı. O zamandan bu yana akıllı cihazlarımda Custom ROM kullanmaktayım.

Nasıl? Getirisi ne?

Getirisi oldukça fazla diyebilirim. Geri dönüşüm için oldukça güzel bir yöntem. Eskimiş, güncelleme almayan cihazlarınıza yeniden hayat veriyor ve bazı durumlarda onları eskisinden daha iyi hale getiriyor.

Turkcell T20 kullandığım dönemde telefon oldukça doluydu. Telefona yüklediğim CyanogenMod sağolsun, telefon ömrünü doldurmuş olsa da yeniden hayat kazandı.

Kişiselleştirme; bir cihazı özgünleştirmek her zaman güzeldir. Custom ROM kurduğunuzda, cihazınızdaki stok yazılımın sunduğundan daha fazlasına erişim sağlarsınız. Temalar, renkler, genişlik (DPI, yazı vb.), özelleştirilebilecek HER ŞEY üzerinde hakimiyetiniz olabilir. Ekstra özellikler de cabası.

Şu sıralar telefonumda kullandığım LineageOS, DPI ayarını özgürce değiştirmeme olanak sağlıyor. Ekranda bir sayfada okuyabildiğim içerik daha fazla ve ekranı daha efektif kullanabiliyorum. Karanlık tema özelleştirmeleriyle gri değil, siyah bir temaya sahibim. Estetik açıdan daha hoş duruyor.

Bir bilgisayar gibi işlevsellik kazanan akıllı cihazlarımızın hızlı olması da önemli bir faktör haline geldi. Stok yazılımlar her zaman beklendiği gibi hızlı çalışmıyor, bunu özellikle bütçe cihazlarında ve eski telefonlarda görüyoruz. Custom ROM yardımıyla cihazınızı sadece hızlandırmakla kalmaz, sınırlarını bile aşabilirsiniz.

Bir dönem kullandığım Samsung Galaxy Ace 2’de bulunan arayüz çok ağırdı, kullanılacak gibi değildi. Custom ROM ile beraber cihaz kendi potansiyelini üçe katladı.

Dikkat edilmesi gerekenler

Her cihazın yazılımı ve donanımı farklıdır, bu yüzden cihazınızın modeline göre araştırma yapmanız gerekir. Başka bir modele ait ya da bozuk bir yazılımı kurmaya çalışmanız durumunda cihazınız brick olabilir, yani yazılımı çökebilir. Eğer bir Custom ROM kurma planınız varsa mutlaka dikkat edin ve her ihtimale karşı veri yedeğinizi alın.

Eski telefonuma bir hata sonucu başka bir telefon modelinin yazılımını kurmaya çalıştım ve telefonumun brick olmasına sebep oldum. Telefonun serviste özel araçlarla stok yazlımının yeniden yüklenmesi gerekti.

Custom ROM’lar üçüncü kişiler tarafından hazırlanmaktadır. Cihaz yazılımını değiştirmek cihazınızın garanti kapsamı dışına çıkmasına sebep olur. Custom ROM’ların bazıları hala test aşamasında olduğundan, cihazınızın bazı özellikleri düzgün çalışmayabilir. Tavsiyem, yazılımı kurmadan önce kullanıcı yorumlarını okumanız.

XDA Developers bir geliştirici topluluğu olup, çeşitli geliştiriciler tarafından desteklenmektedir. Burada telefonunuz için Custom ROM’ları araştırabilir ve kullanıcı yorumlarını okuyarak, neyle karşı karşıya kalacağınız hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Bir Custom ROM kullanıcısı olarak bu özel yazılımlardan oldukça memnunum. Bana telefonumu istediğim gibi kontrol etme şansı sunuyorlar. Eğer bu konuyla ilgili desteğe ihtiyacınız olursa bana Instagram ve Twitter hesaplarımdan ulaşabilir, yorumlarda yazabilirsiniz.

WordPress Meetup ve SEO

Geçtiğimiz haftalarda yine bir WordPress Meetup‘a katıldım. Konusu başlıktan da gördüğünüz üzere SEO ile ilgili. Nasıl geçtiğiyle ilgili ufak bir deneyim yazısı yazdım. Hazırsanız, başlayalım.

Ankara WordPress Meetup grubu olarak her ay, belirsiz bir Pazar günü, farklı konularda sohbet ve seminer tarzı buluşmalar düzenleniyor. Katılım ücretsiz ve WordPress ile ahım şahım bir bağınız olması gerekmiyor. Yaş konusunda ise sınır yok denebilir. Ben geçtiğimiz yıl ilk buluşmaya katıldığımda liseye daha yeni başlamıştım, siz düşünün.

Bu buluşma, Bahçelievler Desotti Coffee‘nin alt katındaki geniş salonda yapıldı. Otuzu aşkın kişi katıldı ve oldukça güzel geçti. Organizatörümüz Barış ÜNVER ve baş katılımcımız Webolizma‘dan Ecevit SARAÇ‘ın desteğiyle oldukça eğitici bir buluşma oldu.

Ankara WordPress Meetup ve SEO
Oldukça fazla kişi var, değil mi?

Aramızda yeni katılımcılar oldukça fazlaydı. Her geçen buluşmada daha da artıyor ve yeni kişiler tanıma fırsatı buluyorsunuz. Tıpkı LinkedIn gibi; kendinize bir ağ kuruyor ve bilgili kişilerden destek alabiliyor/diğerlerine destek verebiliyorsunuz.

Herkes kendini ufak bir şekilde sırayla tanıttıktan sonra SEO, yani Arama Motoru Optimizasyonu ile ilgili önemli bilgiler verildi. Google’da aratılan kelimelere göre üst sıralara çıkmak için tüyolardan bahsedildi ve konuyla ilgili merak edilen sorular yanıtlandı.

Ortalama yarım saatte bir 15-20 dakikalık aralar verildi ve bu aralar sırasında katılımcılar birer kahve içip sohbet ettiler. Siber güvenlik uzmanlarından yazılım mühendislerine oldukça fazla kişi vardı. Gerek iş, gerek bilgilenmek amaçlı sohbetler edildi ve seminerimsi buluşmaya devam edildi.

Sorular yanıtlandı, önemli bilgiler edinildi ve böylece bir Meetup daha sona erdi. Sonraki buluşmayı da dört gözle bekliyorum. Sizler de Ankara’daysanız ve buluşmalardan haberdar olmak/katılmak isterseniz, buraya tıklayarak Meetup grubuna katılabilirsiniz.

Akıllı telefon tercihleri

Akıllı telefonlar ile son 4-5 senedir yakından ilgiliyim ve deneme-yanılma yoluyla çok şey keşfettim. Araştırmalar yaptım, haberler okudum. Telefonuma custom romlar kurup keşfettim. Bunlar başka yazının konusu, bizim konuşacağımız konu ise akıllı telefonun kendisi.

Bu yazı aslında hem deneyim, hem teknoloji kapsamında. Yine de bu bir teknoloji makalesi, çünkü kendi deneyimlerimi anlatmaktan ziyade bir rehber yazıyorum. Kendi tercihlerim kadar nasıl bu tercihlere ulaştığımı da yazıyorum.

Bir akıllı telefon kullanırken insanın dikkat etmesi gereken hususlar var, yine de her şeyin bir sırası olmalı. İlk telefonumu ben seçerek almadım, daha çok bir akrabadan bana kaldı. Kendim seçerek aldığım ilk telefon ise şu an kullandığım Xiaomi Mi 5S‘im.

Bir telefon almayı düşünüyorsanız, telefon araştırmasından da önce gelen bazı adımlar var. Öncelikle bu telefonu en az iki yıl kullanacağınızı unutmayın, tabi eğer Richie Rich değilseniz. Bu bilgiyi kafamıza oturttuktan sonra “sıfırıncı maddeye” geçiyoruz.

Bu telefonu niye alacaksın?

Daha düzgün bir telefon istemek herkesin hakkı, ama bütçenize göre düşünmeniz gerekiyor. Tabi bütçenizin alabileceği en iyi telefon, her zaman aradığınız telefon olmayabilir.

Ben bir telefonu sadece “alo demek” için değil, internette araştırabilmek, müzik dinlemek, dizi/film izlemek için kullanıyorum ve fotoğraf çekmeyi sevdiğimden, kameraları da iyi olsun istiyorum. Peki sen ne istiyorsun? Bu cihazı ne için kullanacaksın? Önceliklerini düşün ve araştırmanı buna göre yap.

Araştırmak için ne yapmalı?

Akıllı telefonları araştırmak için çok çeşitli siteler var. Ben Epey’i tercih ediyorum, ama seçenekleriniz bununla kısıtlı kalmasın. Teknomarketlerin internet sitelerini de kullanın. YouTube’da kanalların inceleme videolarına bakarak da fikir sahibi olabilirsiniz.

Ayrıca telefon araştırmak için tek kaynağınız internet olmasın. Eskiden internet mi vardı? Dışarı çıkın, teknomarketleri gezin. Teşhire sunulan telefonları deneyimleyin. Ekranının nasıl göründüğüne, kamerasının kalitesine dikkat edin, kriterlerinize göre deneyin ve karar verin.

Araştırırken yanlış kanılara sakın kapılmayın. Megapiksel değerinin yüksekliğine göre kamera tercihi yapmayın veya göz kararı hareket etmeyin. Mutlaka incelemelerine bakın, yapabiliyorsanız kendiniz gözlemleyin.

Marka olması şart mı?

Bir telefonu sırf markasıyla övünmek için almayın. Önemli olan bir telefonun sizde nasıl hissettirdiği. “Epıl abi ya, XS falan çok havalı” laflarıyla gezen biriyseniz bu yazıyı burada bırakın. Havasını atamayacaksınız çünkü.

Bir telefonun büyük, dünyaca duyulmuş bir marka olması şart değildir. İsimsiz bir markanın telefonunu kullanın demiyorum ama sırf marka diye bir telefona göz dikmeyin. İlle de iPhone almak zorunda değilsiniz her zaman. Önceliğiniz güvenlik ve stabilite ise, telefonunuzu gerçekten iş için kullanıyorsanız işinizi görecektir, ama gündelik kullanıcı için iPhone fazla.

Oppo, Xiaomi, OnePlus gibi daha az bilinen markaların da oldukça güzel, hatta karşılaştırıldığında daha iyi telefonları bulunuyor. Teknolojiyi takip edenler biliyordur tabii ki ama ortalama bir insan bu markaları büyük olasılıkla duymamıştır. Ben şahsen insanlar bu markaları tanıdıkça, fiyat performans ürünlerini keşfettikçe bunları kullanmaya başlayacağını düşünüyorum.

Sadede geleyim, alacağınız telefonun ille de Samsung olması gerekli mi? Tek bir markayla sırf bir özellikten dolayı takılı kalmayın. Başka markaların telefonlarına göz atın.

Göze görünen özellikler

Bir telefonun donanımının ne işe yaradığını öğrenin. RAM, kısa bellek hafızası arka planda daha fazla işlem yapmanıza olanak sağlayabilir, ama işlemci onların çalışmasını sağlar. Hafızanın fazlalığı da önemli bir faktör, sonuçta geçici dosyalar sadece RAM’de depolanmıyor.

Ayrıca bir telefonun güncelleme alması iyi bir şey. Telefonunuz güvenli olmazsa, hangi donanım onu kurtarabilir? Bu yüzden mümkünse güncelleme garantisi sunulan telefonları alın veya Custom ROM kullanımını öğrenin. İsterseniz bekleyin, yakında Custom ROM’lar ile ilgili bir yazı da paylaşacağım.

Haydi telefon alalım!

Telefonu ne için kullanacaksınız? Oyun için mi, iş için mi? Yoksa sadece sosyal medya için mi alıyorsunuz? Bunun kararını verdikten sonra telefon almayı düşünün.

Kağıt üstünde donanımı güçlü gözüken bir cihaz, elinizde pert olabilir. Bu yüzden gerçek veriler daha önemli olacaktır. Teknomarketlerde teşhir ürünlerini deneyin, varsa bir tanıdığınıza nasıl olduğunu sorun.

Arasında kararsız kaldığınız seçenekler varsa, o telefonları deneyimlemiş kişilerin yorumlarını okuyun. Ekşisözlük’te bazı telefonların yorumları yapılıyor, tavsiye ederim. Ayrıca telefonların incelemelerine dikkat etmeniz de oldukça işinize yarayacaktır.

Bugünlük benden bu kadar. Yakında telefon konulu bir Custom ROM yazısı yazacağım, takipte kalmayı unutmayın!